30 Ağustos 2012 Perşembe

ENGELLİLERİN KİLİT SORUNU ESAS OĞLANLIK VE ESAS KIZLIK MÜESSESİ


Toplum Hayatında herkes için biçilmiş roller vardır . Erkek, kadın ,engelli, zengin, fakir herkes kendine biçilen roller içinde konumlandırılır ve rollerine uygun  tutum ve davranışlar sergilerler. Bu roller sosyal ilişkilerde her an yeniden üretilir ve kitle iletişim araçları kanalı ile yaygınlaştırılır. Örneğin engelli biri karşı cinsle ilişkilerinde evlat, kardeş ve arkadaş rollerini oynayabilirken  sevgili rolüne oturması  oldukça zordur. Ne kadar eğitimli ve nitelikli olursa olsun iş yaşamındaki rolü de sosyal sorumluluk ve yasal zorunluluk çerçevesini aşamaz.  Bu yüzdendir ki hiçbir sinema filmi veya televizyon dizisinde engelli erkeği esas oğlan, engelli kadını  esas kız olarak görmeyiz. Aşık olunan , hayranlık duyulan ve senaryonun gidişatını belirleyen roller yerine yardım ve şeafkat nesnesi rolünde görünür engelliler. Bu hayattaki rol  paylaşımının sanata  yansımasıdır . Bahsedilen  rol paylaşımı ekonomik, sosyolojik, Psikolojik ,siyasi ve dini faktörlerin karşılıklı etkileşimiyle yüzyıllar içinde oluşmuştur.  Bugün engelli hakları savunucularının birinci gündem maddesi haklı olarak ekonomik sıkıntıların giderilmesi ve istihdamın artırılmasıdır. Bu gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Çünkü yaşamın amacı sadece safalet şartlarından uzaklaşmak olmamalıdır. Sorunlarının çözümü için daha geniş bir mücadele alanı gerekmektedir. Bu da engelilerin iş yaşamından, sosyal hayata ve kadın erkek ilişkilerine kadar bütün alanlarda esas oğlan ve esas kız rollerine çıkmayı umut edebildikleri ve bunun için uğraşıp bunu başarabildikleri bir toplumun yaratılmasıdır. Bir engellinin azim abidesi yada sevgi pıtırcığı olarak gösterilmekten kurtulup hakikaten  başrole çıktığı filmler izlemek dileğiyle.

29 Ağustos 2012 Çarşamba

TAHTANIN AKLI : YARATICILIK VE TÜKETİCİK

Benim gibi ilköğretim ve lisede zorunlu din dersi, üniversitede ise piyasa ekonomisi mantığına dayanan işletmecilik eğitimi almış birinin yaratıcılık konusunda kafa karışıklığı yaşaması kadar doğal bir şey yoktur. Çünkü çocuk yaşta verilmeye başlanan din derslerinde yaratmanın Allaha mahsus bir özellik olduğu, yaratıcılık kelimesini insan için kullanmanın büyük bir gaflet ve bir o kadar büyük günah olduğu sıkça tekrarlanırken, acımasız bir sınav maratonundan çıkarak gittiğim üniversitede bilgi teknolojilerinin her alanda  rekabeti artırdığı, var olmanın koşulunun rekabet, rekabetin koşulunun ise yaratıcılık olduğu benzer bir ısrarla tekrarlandı. (piyasanın insanın yaratıcılığına ne dereceye kadar izin verdiği de ayrı bir konu.)
Kendi yaşadığım ve benim gibi birçok insanın yaşadığını düşündüğüm bu kafa karışıklığının son dönemde ülke geneline yayıldığını ve devlet politikalarına yansıdığını  gözlemliyorum.  Nedeni ise İslamcı ve serbest piyasacı bir parti olan AKP’nin uzun süren iktidarı. Öyle ya bir parti hem İslamcı hem piyasacı olduğunda yukarıdaki ikilem can alıcı bir şiddete erişir. Yaratıcılığı insana bırakmak  insan aklını özgür kılacağı ve dinsel otoriteyi sarsacağı için İslamcılığa  ters gelir.  öte yandan yaratmayı tamamen Allaha bırakarak  teknolojik gelişmeden  el çekmekte piyasanın nimetlerinden uzak kalmayı beraberinde getirir.   O halde bir ara formül gerek o da   bilimsellik ,ilerlemecilik , akılcılık gibi  değerleri reddedip , onların maddi  sonuçları olan teknolojiyi sahiplenmektir. Ülkede iktidara gelmiş tüm partilerin “Batının ilmini al ,Ahlakını değil.” sloganının arkasına gizleyerek uyguladıkları bu formülün  AKP Döneminde her zamankinden daha çok benimsendiği görülmektedir. 4+4+4 sistemiyle eğitimin bilimsel içeriği yok edilirken, okullara  Akıllı tahta ve tablet bilgisayarlar konması bunun en çarpıcı örneğini oluşturmaktadır. Bu şekilde bilgi toplumunun yakalanacağı sıkça belirtilmektedir. Ancak bu formülle bilgi toplumunda sadece tüketici olarak var olunabileceği unutulmaması gereken bir gerçekliktir. Üretici olmak   için ise  akıllı eğitim planlayıcıları ve yöneticileri , bilgi felsefesini ve teknolojisini benimsemiş akıllı öğretmenler  ve onları destekleyecek akıllı politikacılar, kısaca  aklın yön verdiği bir sistem gerekir.  Sadece sınıfa konan tahtanın aklıyla yol alınmaz.